| GökEkin |
| Cahit Zarifoğlu |
| Sadık Yalsızuçanlar |
| Ibn'Arabi |
| Okuma Yeri |
| Fehm (Kavrayış) Tasini |
| 17.01.2008 | ||||||||
|
Yaratılmışların kavrayışları hakikate yapışamıyor. Hakikat de yaratılmışlara yapışmamaktadır. İç alemimizden yükselen sesler, hakikate yönelik tırmanışlardır ama yaratılmışların ilgileri - bağları hakikate ulaşamıyor. Hakikat bilgisini anlayıp kavramak zor: nerde kaldı hakikatın hakikati! Oysaki Hak, hakikat deneninde ötesinde. Hakikat, Hakk'ın aşağısında/Hakikat Hak'tan başka bir şey. Pervane ışığın çevresinde sabaha kadar uçar da bu hali en tatlı sözlerle anlatmak için şekillere döner. Sonra nazlanıp övünür de vuslatta kemale özenerek gururlanır. Kandilin ışığı hakikatin ilmi; sıcaklığı hakikatin hakikati. Alevin içine dalmaksa hakikatin hakkı. Ve pervane doymadı ışıkla, hararetle; attı kendini alevlere. Şekiller hala beklemede: Haber verecek diye bakış yoluyla pervane. Pervane uçtu, döndü, eritti kendini ve yok oldu ortalardan. Resimsiz, cisimsiz, isimsiz, ünansız hale geldi. Artık ne için dönecekti şekillere! Vuslattan sonra hangi hal vardı ki döne? Bakışa ulaşan kulak vermez habere. Ve bakılması gerekene ulaşan aldırmaz bakışa. Tembel ve boş vermişlere göre değil bu sırlar. Anlamaz bu manaları fani cani: Onlar ki emelleri sadece emani(hayaller, kuruntular) Sanki ben, sanki ben. Ben sanki oyum. Yahut o sanki ben'dir. Benden çekinme, eğer sen ben'sen. Ey zanlara tutsak olan! Beni ben sanma! Ben, ben değilim. Ben ben olmadım; ben olmayacağım. Eğer ben deriyi biliyor, tanıyorsam ve benim halim bu ise bu hal temiz değil. Eğer ben o isem, mesele yok! Ama ben o değilim ki! Anladınsa anla! Anlayamazsın ki! Ahmed'den gayrısına açılmadı bu sırlar. Ahmed ki 'sekaleyn' den gizlendi. Görmedi gözü 'eyn'(nerede, nereye). Öyle ki önünde ne 'reyn' kaldı, ne 'meyn'(yalan). "fe kane kaabe kavseyn." "Muhammed, sizin erkeklerinizden herhangi birinin babası değildir; O, Allah'ın resulü ve nebilerin sonuncusudur." Hakikat ilmi geçidine varınca gönlünün derinliklerinden haberler saçtı. Hakikatin Hakk'ına varınca da boşeverdi murada. Ve iyice teslim oldu Cevad'a. Hakk'a ulaşınca da kalmadı orada. Döndü geri ve şöyle dedi: Sana secde etti gözbebeğim Sana iman etti yüreğim. Gayelerin gayesine varınca şöyle konuştu: "Seni, zatına layık bir ögüyle övmekten acizim. Ve hakikatin hakikatine ulaşınca da: "Sen, kendi zatını nasıl övmüşsen öylesin" diye yakardı. Boş arzuları, dürtüleri kaldırıp attı da gayeye ulaştı. "Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı." Ve Sidre-i münteha. Bakmadı orada hakikatin hakikatine, sağa. "Onun gözü hedefini şaşmadı, azıp sapmadı." ----------- Metin Yaşar Nuri Öztürk'ün "Hallac-ı Mansur ve Eseri" kitabından alnmıştır. Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 122
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |
||||||||
| < Önceki |
|---|