Skip to content

Düşün Seli... GökEkin İrfan

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color
Anasayfa
Selâmet-i kalbiyye
09.01.2008

Ceride-i Sûfiyye’nin ser muharrirlerinden Mesnevîhan Ali Fuat Paşa'nın Felsefe köşesinde yayınlanan “Selâmet-i Kalbiyye”

 Hayat-ı beşerin merkez-i hareketi olan kalb, vücudun en hassas bir ‘uzv-ı kıymettârını teşkil ider. Meslek-i celil-i sûfiyyeye göre ( kalb ) lahm paresinden ibaret olmayıp deryâ-yı bî-girân-ı lahutdan an bean tecelli- sâz olan hakâik-i gaybiyye-i bî-nihâyenin makam ve masdarıdır. Evet o makam-ı mualladan her an bir hakikat tecelli-nüma olur. Masiva-yı kalbden tecrid veyahut ref’-i masiva itmeliyiz!.. ‘Azamet-nüma olan o sarây-ı kalbi çirkâb, âsnâm ve alayiş-i dünyadan tathire veyahut nazarı değiştirmeye gayret itmelidir.

Mahbûb-i hakiki ba’zen vucud-i mefhum-ı beşeriyye ve evsâf-ı mefruzâ-i Zâtiyyesini âteş-i ‘aşk ve mahabbet-i Kibriya ile yakarak ramâd- âsâ bir hale îsale muvaffak olan zâtın kalb-i saf-ı tâbnâkına tecelli buyurur. İşte o kalb-i pâk âramgâh-ı Hakk olmaya şayân olur.

Keyfiyyet-i tecelli hakkında geçen sene izahat vermiştik. İşte ‘inâyet-i Hakk ile elde edilmiş olan selâmet-i kalb sahipleri muhassıla-i kâinatın en güzide vucudlarından olup kemâlât-ı insaniyyeyi câmi’lerdir. Bu gibi zevât ağraz-ı şahsiyye ve temâyulât-ı nefsaniyyeden mu ‘arra ve bu gibi şâibelerden beridir. Ba’zı kimselerde meşhûdumuz olan ahlak-ı seyyie yerine, bunlarda ‘aşk-ı Hüdâ’nın bir te’siri-i cûşâ cûş feyâzanesi zuhur eder. ‘Azamet-i perverdigâr tezkâr olunduğu vakitte vucudları lerzan, gözlerinden sirişk-i âl rizân olur. Bu ve bu gibi tam manasıyla selâmet-i kalbiyyeye mâlik ve rah-ı ‘aşk-ı hakikiye sâlik olan

Be- lâlezâr u gülistan nemi reved dil-i men

Ki bâ dost gülistan ve lâlezâr menest. i

 

Beyt-i iştiyak-kârânesini etrafıyla bi’t-teemmül okudukları vakitte Cânib-i

Dostiden bir nidâ-yı gaibane ve hâtifane ile

 

Elâ ey ahu-yı zibâ kucâ-i

Merâ bâ test-i besyâr-ı âşinayî ii

tarzından vuslat-ı müdâmâne mısralar terennüm edildiği zevk edilür. İşte böylece nâzeninâne ve işvekârâne haller temâdi eyledikçe me ‘ânî-i ledünniyyedeki safâhat, insanın kuvve-i sami‘asını doldurur ( ve hüve me ‘âküm eynama küntüm ). El-Ârifu yekfîhi bi’l işarah (arife işaret yeter) ashab-ı kulub-i kudsiyye, böylece visâl-i mahbub-i can-ı cânân zevkini bulur.

( Yevme lâ yenfa‘u mâlun velâ benûn illa men eta’llâle bi kalbin selim ) nur, ma’nevi-i İlâhînin âyine-i in‘ikâsâti olan kalb, vucûd-ı beşerin tebeddüliyle ayrı ayrı irâe-i safahat ider. Kalbden kopup gelen tenbihat, ihtârât-ı ma’neviyye ba’zı kimselerde söz söylemeye mecâl bırakmadığı gibi bazı kimseleri de herşeyi, hak ve hakikati zevk etmiş gibi kendi nefislerini, nâsî olarak nâsı tarîk-i irşada da’vet ettirir. Bu gürûh hakkında taraf-ı Bâri’den ( ete’mürûne’n-nâse bi’l-birri ve tensevne enfüseküm ) varid olmuştur.

 

Ey dil tû demî tâlib-i gûfrân neşodî

Vez fi’l-i bedet hiç pişman neşodî

 

Kâdi vü müderris u fakih u mevlâna

İn cümle şodî lik müsliman neşodî iii

Bunlar tezkiye-i nefs ve tasfiye-i bâtın içün bir mürşid-i dil-i agâha muhtaçlardır. O mürşid-i rûşen, zamiri hilm ve nâ-puhte olan nefislerin terbiyesine me’murdur. Her ne kadar tebdil-i ahlâk ‘inde’l-hükema memnu’ ve ‘inde’l-mütekellimin mümkün ise de, cibilli olan ahlâk-ı seyyiede bunu pek çok def ‘alar tecrübe etmişimdir. Herhâlde himmet-i feyz-i pir mürde dilleri ihya eder.

Cân-ı pejmürde ze feyz-i pîr yâ bed zendegî Hızır ez ân

Hızır est gezvey sebze-i heşenk ehderst iv

Mürşid-i kâmil âdemi câm-ı cihan-numâ değil ayine-i Hüdâ ider. Cemal-i kalbi talib itmeliyiz, yoksa cemâl-i gül değil, zira cemal-i kalb tâbân olursa, bütün ehl-i ‘irfân huzur-i pirde zânû pür-zemin olarak hîrân, nâ-ehiller bile, Cenâb-ı pir-i dest-girin ziyaretine şitâbân olurlar. Nasıl olmasınlar ki menba-i maârif-i İlâhî cûş-i hurûş-ı füyûzâne ile bezl-i hakikat telkin, hakâyık-ı hakka nisâr-ı himmet idiyor.

Evet teşnegân-ı ‘ilme ve ‘irfâna öyle zülâl-ı ma’rifetler,feyiz-dâr-ı neşveler,rûhâni neş’eler saçıyor ki, işitenler, mutlak o çeşmenin makam-ı derya-yı bî-girân-ı lâhût olduğunda zerre kadar tereddüt göstermiyor.

Fedâil ve mekârim-i ahlâkiyesini göstermek hususunda benim bildiğim (muharrir)ler gibi değil, bir mir’ât-ı cihan-ı ma’rifet olduğunu vehleten herkese tasdik ettirir. Sen, her zâir-i ka’betü’l-’uşşâk olanı kâbil-i feyz, her derûnu saf ve sade olarak gördüğün kimseleri ‘arif sanma, herkes ahz-i feyz idemez. Âb-ı hayat gibi olan ‘ilm ve ‘irfan kabiliyeti olan insanı ihya eder.

Gevher pâk beyâyîd ki şod kâbil-i feyz Ver-ne her senk ve kili lü’lü’ü mercan neşod v

O mürşid-i köhne (ihtiyar) tedbirin göstereceği yolu ben kendi kendime bulabilirim ve ârâe-i tarîkte irşâda lüzum yoktur der isen bir tarik-i nâ-refteye zâhib olmuş oluruz. (mürebbî rehberi în râh ki hatar na kest) hele fi zemanina müsta’lem ‘aşk-ı hakiki bir talebe mülaki olmak arzusu bambaşka bir vad’ıyyet-i elîme almıştır. Sekâmet-i kalbden neler tezâhür idiyor. Biraz da onlardan bahsedelim.

İntihâb-ı dost hususunda, mahbûb-perestân kendilerine halkı güldürüyorlar. Bu gibi huşk-megzânın anın hallerini görüp de teessüf etmemek elden gelmiyor. ( el-gadabu ve’ş-şehvetü yezîlâni’l-akle ) akıl zâil olduktan sonra, o kimseden her şey zahir olur da o yine farkına varmaz. Hubân-ı zemâne mahabbeti ve onlara karşı perverde itmiş olduğumuz riyâkârâne hâlleri, bu yoldaki ahlâk-ı merdûdede mütevellid cahilâne himayeleri, ihtirâsât-ı sakîmeyi bırakmadıkça necât ve selamet bize idbâr idecek ve eyyâm-ı âniyye-i se’adetimiz kesîf bulut tabakasıyla mestûr kalacaktır. Nefs-i emmâreyi mekhûr ve mağlûb idecek usul ve ta’lîm-i irşadı, hakkıyla ârif bir pîr-i rûşen zamîrin hizmet-i seliyesinde bulunmağı bu gibi kimseler ehas emel edinmelidir. Levh-i dilde dostun gayrisini silmek kadar elde bir şey yoktur!..

Sa’dî be şevî levh-i dil ez tekeş gayr-i dost vi

Fakat bu dost gördüklerime nazaran bazı kimselerin hem-nişîni olmağa ihtiyar ettikleri dost değildir.

Metanet ve ciddiyet-i ahlâkiyyemizi muhafaza edelim insan olmağa çalışalım. Çalışalım da mukaddes bildiğimiz vatana yek-vucûdâne müttehîdâne hizmetler idelim. Şu sırada bir takım âdemler görülüyor ki izhar-ı kemal da’vasında oldukları hâlde, ekseriya isbat-ı noksan idiyorlar. Şöhret-i kazibeye meyyal olan bu göreve kendilerini herkesten yukarı göstermek arzusunda bulunsalar bile erbâb-ı basiret ‘indinde, herkesten aşağı görünürler. Bunlar fikr-i bâtıllarına göre, büyük tanıdığı kimselerle üns ve ülfet üzere bulunmağa çalışır ve akran ve emsaline kibr ve gurur ile muamele ider.

Bu gibi sebükserler ‘aklen ve fikren tezyînât-ı zâtiyye tecemmülât ve tekellüfât-ı sairesiyle meşgul olup rufekay-ı sâiresine karşı bir sevda-yı tefevvuk beslerler heyhât!..

Her kim olursa olsun, ma’lumatını münasebetsiz bir mekanda ibraz etmek isterse, hamâkat ve terbiyesizliğini izhar etmiş olur. Ma’lumatımı göstereyim derken bî-edîbâne vad’iyyet almak herkesin kârına değildir. Mücerred ‘ilm-i zahirine mağruren gönlünde zuhur eden kibr ve ‘ucub, gayet ‘âlî bir meziyyet olan mahviyatkârlığı unutturup, selâmet-i kalb nâmına pek rezîlâne bir eser-i hod-binî gösterir. İşte bunlardan binlerle ahlak-ı mezmûme zuhûr eder de farkına bile varmaz, ‘irfan-ı hakikiye mazhar olanlar, nefislerinde diğerlerine tefevvuk edecek bir meziyet görmezler.

‘Aybest ‘azîm ber geşîden hûd râ

Vez cümle-i halk ber geşiden hûd râ

 

Ez mordmek dide beyâyed amuht

Diden heme kes râ ve nediden hûd râ vii

Azamet-i furûşâne hiram (vadinde durma) eyleyip öyle bir cihet-i ruchan, meziyyet-i ‘irfan olmadıkça velev olsa bile, kendini cümleye tercih ve takdim itmek ve şöhret-i kâzibe ile dâ‘îyye-i teferrüdde bulunmak, muğayir-i tavru’l-edeb olduğu cihetle mezmumdur, cümleyi görüp zatını görmemek gibi bir meziyyeti göz bebeğinden te’allüm it, kendini görenler davul gibi, sedası ‘âlî fakat içi hâlidir. Görmeyenler ise, sedâsız, içi hünerle mâlidir ne hacet tatvîl-i kelâma hulâsaten söyleriz ki, şu hikâye kalbin selamet ve sekâmet cihetlerini pek güzel tevdîh idecektir, bir ‘abd-i Habeşî olan, Lokman hekim’e bir gün efendisi, şu koyunu zebh et ve lehminin enfesi olan iki et parçasını bana getür deyü emr eyledikde, muşarunileyh derhal koyunu zebh ve lisan ve kalbini çıkarup efendisine takdim eyler. Bir müddet sonra ey Lokman, bu koyunu da zebh et, fakat bu koyunun lehminin ahbes ve ehsâ bulunan iki et parçasını bana getür dedikde, Hekim yine lisan ve kalbini çıkarup efendisine arz eyler. Bu da muşarunileyhin ta’accübunü mucib olarak, Ya Lokman onları mı getürdün? tarzındaki sualine karşı Hekim muşarun ileyh, şu yolda idare-i lisan hikmet-i beyan ider. (leyse fi’l-cesedi mudğetani etyabu minhuma iza taba ve ahbese minhuma iza ahbese) yani lisan ve kalb pak ve tâhir olursa cesed içinde onlardan eşref bir ‘uzuv-i kıymettâr tasavvur olunmaz. Emr, bi’l-‘aks olduğu takdirde, onlardan pis bir cüz yoktur. İşte kalbimizin selametine sa’y ve gayret ve yek-vucûdâne hareket idelim.

------------------------

i Benim gönlüm gülistan gül bahçesine gitmez.

Dostla olursam gül bahçesi de lâle bahçesi de benimdir.

 

ii Ey ceylan kadar güzel olanlar!

Nereye gidiyorsunuz, bizim tanışıklığımız çok fazladır.

 

iii Ey senin gönlün gufrana talib olmadı

Senin kötü fiilinden hiç pişman olmadı

 

Kâdı oldu müderris oldu mevlana oldu

Ama müslüman olmadı.

 

iv Pejmürde olan gönül, Pîr’in feyziyle hayat bulur.

Hızır kendisinin elinden kurumuş hâlde bulunan bitkiler yeşile dönüştüğü için Hızır’dır.

 

v Temiz cevher kabil-i feyz olur

Aksi takdirde taş ve toprak inci mercan olmaz.

 

vi Gönül levhasını dosttan gayrisinin nakşından temizle.

 

vii Kendini geri çekmek ve halktan kendisini uzaklaştırmak büyük bir ayıptır. Kendisine gelenlere ders verip öğretmek ve herkesi görüp kendisini görmemek büyük ayıptır.

 


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 211

  Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >

Gelinler mihrabı

Kimler Sitede

İstatistikler

Üyeler: 11
Haberler: 82
Web Bağlantıları: 19
Ziyaretçiler: 22609

. . . :: . ..::...: