Skip to content

Düşün Seli... GökEkin İrfan

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color
Anasayfa arrow Düşün seli arrow Düşün seli arrow 'Cihanın Zübdesi', Vaktin Oğlu
'Cihanın Zübdesi', Vaktin Oğlu
17.01.2008
İnsan hali üzre imiş.
Vaktin oğlu tabiri, insanın, içinde bulunduğu manevi halin ürünü olduğunu ima eder.
Kamil insan, zaman ve mekanı da temsil eder.
Zamanın sahibi (sahibüzzaman) denmesi bu sırdandır.
Zaman, kürevidir.
Kozmik devirlere ilişkin kitabında Guenon, zamanın kozmik hakikatini ayrıntılı biçimde anlatır.
Zaman, kronolojik, lineer değildir, zamanın gerçeği, dairenin başlangıcından yine aynı yere doğru dairevi/kürevi dönüşü ve başlangıçla sonun birleşmesiyle belirir.
Yetkin insan (insan-ı kamil), zaman ve mekanın tedbiriyle yükümlüdür.
Onda iki dünyanın esinliği tecelli eder.
Allah ism-i camii, kamil insanda mütecellidir ve zamanla ebediyetin kesiştiği anlar bu tecellilerde ortaya çıkar.
Tarihin ve mekanın içinden geçen manevi deneyimleriyle yetkin insan, ibnu’l-vakt’tir.

Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi, Divan’ındaki bir gazelinde şöyle der :

‘İki cihanın zübdesiyim canibim canan ile
Ben mekanıyım kanımın kanım bana mekan imiş’ Yetkin insan, iki cihanın özü ve çekirdeğidir. Her yönü Sevgili’ye bakar ve bütün yolları O’na çıkar. Ben, kaynağımın mekanıyım, kaynağım da bana mekandır…
Burada zaman ve tarihin kürevi niteliğine bir atıf vardır.
Mebde ile münteha, baş ile son, dairenin başlangıç ve bitiş noktası kamil insanın bizatihi kendisinin ve hayatının çizgisidir. İnsan kaynağındadır ve kaynağı da insandadır.
Bu, hem insanın maddi bedeni hem de ona Rahmani Nefes’le üfürülmüş olan Ruh için geçerlidir. Ruh, bedene mazruf ve zarftır, beden de ruha.


‘Ayrı bilenler ayrıdır uşşakını maşukiden
Ben canıyım cananımın cananım bana can imiş’

Varlıkta ikilik yoktur. Varlık birdir ve öte alemlerde tektir. Allah’ın mutlak tekliği, tecellinin olduğu şehadet aleminde birlik şeklinde belirir. Seven ve Sevgili birdir. Seven, Sevilen ve Sevgi tektir. Aşığı Sevgili’den ayrı bilenlerin kendileri ikilik alemindedirler. Kendileri sevgili’den ayrı düşmüştür. Can, Canan’ın canıdır. Can ile Canan, aynı Can’dandır.
Burada zaman ve mekanda birlik ilkesi de söz konusudur.
Tecelli kesintisiz olduğundan, Allah her an yeni bir şe’n’de bulunduğundan, mekanlar ve zamanlar çeşitlenmektedir. Tarihe bu birliğin içinden bakıldığında, zaman ve mekana anlam veren ilkeye doğru gidilir ve zamanın kürevi niteliği, insanın ve hayatın serencamını hakiki bir biçimde aktarır.


‘Ben bir dürr-i sencideyim kanımdır umman içinde
Ben kanıyım umanımın ummanım bana kan imiş’

Kamil insan, seçilmiş bir incidir. Dürr-i yetim, Eefendimiz’dir (sav). O, kamil insan’ın kendisi, kökeni ve örneğidir. Diğer nebiler ve veliler, nuru O’nun üzerinden alır.
Kamil insan, Zat’ın tecellisidir. Harakani hazretlerine atfedilen bir sözde, ‘sufi gayr-i mahluktur’ denmiştir. Hazret’in bu sözü üzerine pek çok şerh yazılmıştır.
Ahmed Avni Konuk’un Füsus şerhinde şöyle denir : ‘Madem ki Hak Teala nefsini Zahir ve Batın olmakla vasfetti ve Zahir isminin mazharı olmak üzere şehadet alemini; Batın isminin mazharı olmak için dahi gayb alemini yarattı ve madem ki insan şehadeti yani cismaniyeti ile zahiri ve gaybı yani ruhaniyeti ile batını idrak ediyor; şu halde cesed-i müsevva olan alem ‘şehadet’ ve bu cesed-i müsevvanın ruhu olan ve Adem’den ibaret olan halife, ‘gayb’dır. Zira mana suret perdesi arkasında muhtefidir. Nitekim bu manaya işareten Cenab-ı Mevlana buyurur : ‘Adem’in cismani sureti olan bu heykel, bu kalıp, bir nikap ve perdeden ibarettir. Bu surete taalluk eden mana ki, insanın hakikatinden ibarettir ve bu hakikat ise, İlahi suretten ibaret ve ‘Allah’ ism-i camiinin mazharıdır. Kabe-i Muazzama Zat isminin mazharı olmak itibariyle nasıl ki bilcümle secdelerin kıblesi olmuş ise, Zat isminin mazharı olan bizim hakikatimiz dahi öylece secdelerin kıblesidir. Ve bu manaya işareten Ebu’l-Hasan Harakani (ra), ‘Eğer benim hakikatimi bilseydiniz, bana secde ederdiniz’ buyurmuştur. İşte bu sırdan dolayı, selatin-i suriyye kendi teb’asıyla daima ihtilat etmeyip, kendi sarayında ihticab eder. Hadd-ı zatında sultan sureti itibariyle, efrad-ı reayadan mümtaz değildir. Fakat onda icab-ı saltanat olarak, bir izzet ve azamet manaları vardır ki, bu itibarla teb’asından mümtazdır. Bu manalar ise, ‘gayb’dır. Ve gayb ihticabı iktiza eder. Suret manadan münfekk olmadığı için, sultanın sureti manasına tebean ihticab eyler.’
Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi, beytin ikinci mısraında bu derin sırra işaret eder : Ben denizin kaynağıyım, derya benim kaynağımdır/kaynağımdandır…


‘Yakub-veş ah eylerim Yusuf benimle bir yar iken
Ben dürüyüm Kenan’ımın Kenan benimle kan imiş’

Yusuf’um ben, Yusuf’un aynıyım, Yusuf’la birleşmiş, O’nun sırrına karışmışım, lakin Yakub gibi ah eylerim.
‘Ah’ kelimesi, Lafza-yı Celal’dir. Allah lafzının ilk ve son harfleridir. Yakub’un feryadı da Allah’adır, ney’in şikayeti gibi O’na hasretle inlemektedir. Bu, insanın kaynağında iken de onu özlemesidir. Zira, Allah’ta seyrin sonu yoktur.
Ben Kenan’ın incisiyim, Kenan’ın kaynağıyım.
Kenan varoluş olarak da okunabilir. Yetkin insan alemin kalbidir, varlık denizinin incisidir.
Kenan’ın kaynağı benim, zira varlık birdir.


‘Hızr ile buldum hayatı ben sırr ile erdim ana
Ben ab-ı hayat aynıyım aynım bana ayan imiş’

Hayatı Hızır ile bulmak, hayatın hayatı olan tahkiki imana ermek, Allah’ın Hayy sıfatı ile ebediyen diri kılınmaktır. Bu sır ile Allah’a ermektir.
‘Ben ab-ı hayat aynıyım..’ı iki yönlü okumak mümkündür : Ben, ölümsüzlüğün sırrıyım, bizatihi kendisiyim. Ve/veya, ebedi saadetin ayn’ı, yani kaynağıyım. Diğer beyitlerde ‘ayn’ kelimesinin kullanılmış olması bu sırrı güçlendirmektedir.
Ben kamil insanım, alemin özü, özetiyim, kainat deryasının incisiyim, kaynağım bana ayandır, sırrı bana açılır, zira devri tamamlar, başa dönerim, zaman benimle biter, başladığı yere döner, ben kaynağa dönen ve döndürenim.


‘Şol vahdete yol bulmuşum ahir o yol ben olmuşum
İkanı tahkik görmüşüm tahkik bana ikan imiş’

Vahdet, Allah’ın, gayrı üzerinden Kendi Kendini birlemesidir, saf ve katışıksız tevhittir.
Vahdete ulaşmış ve sonunda kendim bizatihi vahdetin yolu olmuşum.
İlahi hakikat’in sırlarını kesin bir bilgi ile bilmişim bu benim için tahkik düzeyinde, nihai düzeyde bir yakin haline gelmiş, bilgi içgörüye öçgörü bilgiye dönüşmüş.


‘Hulusi-i biçareyim her dertlere men çareyim
Ben seyrimin hayranıyım seyrim bana hayran imiş’

Kamil insan, manevi dertlerin dermanıdır. Kendisi biçaredir, yani acz ve fakr hali üzeredir, bu hal, ona lütuf kapılarını aralar ve Yunus’un dediği gibi ‘dertlilere derman olur’
Seyrinin hayranıdır, seyri de kendisine hayrandır.
Burada kozmik devir tamamlanmaktadır.
Zaman başladığı yere dönmekte ve hakikatin sırrı tamamlanmaktadır.
Tarihe ve zamana bu irfanın içinden bakmak gerekir.

Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 166

  Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >

Gelinler mihrabı

Kimler Sitede

İstatistikler

Üyeler: 13
Haberler: 82
Web Bağlantıları: 19
Ziyaretçiler: 24418

. . . :: . ..::...: